“Püf Çiçeği”; Uydurma bir masalın çocuk ruhuna dokunuşu..

Sitede açabilmiş bir Püf Çiçeği..

Sitede açabilmiş bir Püf Çiçeği..

Bir zamanlar, ülkelerin birinde, küçük bir çocuk varmış.
(Nerede mesela anne?)
Bu çocuğun bazen bazı dertleri olurmuş.
(Dert ne anne?)
Bazen okulda canı sıkılır, bazen bir arkadaşı istemediği bir şey yapar, bazen anne babasının anlaşamadığı anlar olurmuş..
(Hımm…)

Bir gün çocuk kendini böyle biraz dertli, biraz sıkkın biraz da üzgün hissederken, bahçede bir yürüyüş yapmaya karar vermiş..
(Bizim de bahçemiz var di mi anne?)
Biraz yürüdükten sonra “pişşt” diyen bir ses duymuş..
(Aaaaa..)
Sesi duymuş ama nereden geldiğini bulamamış..
(Ağaçtan olabilir..?)
Biraz daha yürümüş.. Ardından yine bir “pişşşt” sesi gelmiş.. Çocuk bu sefer etrafına iyice bakınınca ona bakan bir çiçek görmüş..
(Çiçek mi?)

Çiçek çocuğa neden böyle üzgün gözüktüğünü sormuş. Çocuk da onu üzen şeyleri bir bir anlatmış.
(Bugün bir arkadaş da beni itti mesela, onun gibi mi?)
Çiçek çocuğa demiş ki, “Benim adım Püf Çiçeği. İstersen her bir derdin için bana üfleyebilirsin. Ben senin üzüntülerini püf eder götürürüm”.
(Hım…)

Çocuk da Püf çiçeğine dertlerini söyleyip söyleyip onu uçurmuş. Uçurmak için ise böööylleee deriiin nefesler alması gerekiyormuş.
(Böyle mi yani?)
Bir süre sonra bir bakmışlar çocukta dert, çiçekte yaprak kalmamış!!
Meğerse Püf çiçeğine üflerken nefes alınca geçmiş çocuğun dertleri…
(:) )
Nefes alıp üfleyebilir çocuklar dertleri olunca…
(Ben de üflerim anne…)

Geçen gece.
Can biraz sıkkın. Halinden belli. Sebebini sorgulamak için ölürken bir yanım, okulda mı mutsuz, bir şey mi oldu derken bir durdum. Beraber bu Püf Çiçeği masalını uydurduk. Dertler püf deyince geçmez bazen.. Olsun, hafifler biraz, taşıması kolaylaşır, di mi?

Uzman Diliyle: Çocuklukta hikaye örme/oluşturma ve anlatmanın yeri ve önemi tartışılmaz.. Yatma saatinde zihin ve beden uykuya teslim olmaya hazırlanırken anlattığınız masallar, öyküler bazen “uydurmaca” deyip beğenmediğiniz anlatılar, çocuğunuz için büyük önem taşır..

Hikaye anlatımında bazen de -içinizden geldiğinde- kullanacağınız “tekrar anlatma/anlattırma”lar günlük hayatın yükünü yok etmek için değil ancak hafifletmek için etkili olabilir. Çocuklar da stres yaşarlar. Onlar da kendilerini kötü hissedebilirler. Duyguları karmaşık ve güçlü olabilir.

Önünüzde bir trafik kazası olduğunda farkında olmadan 7-8 kez anlatırsınız belki.. Ya da doğum/ameliyat/düğün/kayıp anlarımızı bir daha bir daha bir daha anlatmaz mıyız? “Geçmesi” için değildir anlatmak. Hatta aksine geçmemesi için.. Hatırlamak, taşımak belki biraz taşınanı daha kolay sırtlanabilmek için..

Sizin oluşturacağınız minik öyküler/anlatılar, bazen “Nasılsın?” sorusuna gelemeyen duyguları dökebilir ortaya.. Bazen ise sadece size iyi gelir, kim bilir?

Reklamlar

Çocukluğun “an”larını “anı”ya dönüştürmek “an” meselesi..

arasta

Çok afili bir başlık oldu 🙂
Ama tam anlatmak istediğimi anlatıyor. 9, yazıyla DOKUZ günlük “tatil”in ardından tabii ki yorgundum.. Bunun hakkında da bayağı bir söylendi içimdeki çocuk. Sultanahmet’e gezmeye gitmiş, kalabalıktan kahve alamamış, istediğim tatlıcıda tatlı yiyememiş, Can’ın ısrarlarına dayanamayıp çakma ve bence felaket gözüken bir Örümcek Adam kıyafeti almış, içimdeki çocuğu ise çekiştire çekiştire eve getirmiştim.. Bunu da ayrıca yazacağım. Nitekim benim içimdeki çocuk mutsuzsa o anneden hayır gelmiyor.

Neyse, bayram, tatil oldu bitti.. Pazar akşamı yatmadan önce Can’la konuşuyoruz. Bu konuşmada Can’ın dikkat edip kendine “anı” olarak aldıkları benim hiç fark etmediklerimdi.. Ben anne olarak işin ” faaliyet” kısmına takılmışken, Can gördüklerini anlattı. Topkapı Sarayı’nın önünde gördüğü çakma Sultan’a “Hani dinozorlar gibi mi yok oldu padişahlar?” demesi, sıkma meyve suyu mekanizmasını incelemesi ve aniden koşmaya başlayan esnafın neden “zabıta”dan kaçtığını sorması, kardeşinin elinden tutup “Bak Ege bu tramvay, hani bizde var ya onu gerçeği” demesi… Anne babalık, yapmayı ve olmayı hedeflediklerinizin yanında dikilip kendiliğinden olanı izleyebilme sanatı gibi büyük bir laf edeyim.. Ne de olsa anne babalık edilen büyük lafları yutma sanatı da bir yandan :))

Uzman Diliyle: Çocuklar anı biriktirir. Bu anılar yaşantı anlarının toplamıdır aslında. Siz planlayıp zor bilet bulduğunuz bir gösteri için onu kolundan çekiştirirken, O o sırada asansörün nasıl yukarı çıktığıyla ilgilenebilir. Siz de asansörle değil, gecikmekte olduğunuz gösteriyle ilgilenmesi için onu uyarmaya başlarsınız. Aslında “anı” olan o “an”dır. Annesiyle asansöre binmesi, babasına gösterdiği dinazor şekilli buluttur “anı”. Çocukluk anıları etkinlikler, aktiviteler, gösteriler, kurslar değildir. Ancak anılara giden yol bunlardan geçer.
Çocukluğunuza ait hatırladığınız mutlu zaman dilimlerine bakın, hatırlamaya çalışın. Hatırladığınız, muhtemelen kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan duygular veya bir ilişkiye dair içinizi ısıtan karşılıklı bir akışın olduğu anlardır. Ebeveyn olarak, çocuğunuzun çocukluk anılarına yapacağınız en büyük katkı, onun gözünün baktığı yere doğru bakmak ve size hevesle anlatacaklarına kulak kabartmaktır..