Buzdolabında tutmayınız, cam kavanozda saklayınız: anne..

Bir "Var olma" seyahatinde BEN..

Bir “Var olma” seyahatinde BEN..

Şimdi yeni nesil eşler-imiz/yeni nesil babalar şükürler olsun anneye bayağı destek oluyorlar.. hani “bir emzirmedi, her şeyi yaptı” türünden bir baba var bizim evde de.
Gelin görün ki, “anne” başka bir şey..
Parmağı acır sen öpünce geçer, lego kulesi yıkılır kucağında bir daha yapılır o kule.. boğazına girecek test çubuğu için birlikte öğürürsünüz…

Daha minik versiyonu da bizde bu ara mevcut.. “anniiiieeee” diyerek uyanır, “maammaaa” ister, “mmeemmeee” ister, “kagııı: kayısı” ister. Ağlar, güler, heyecanlanır, susar, bakar, seni arar..

Böylesi bir “hayat kaynağı” olma durumu nasıl mucizevi di mi? Öyle valla, yarı bir süper kahraman gücü veriyor insana.. ama işte değiliz 🙂 süper kahraman değiliz..

Anne her şey.
Anne dünya.
Anne denge.
Anne liman.
Anne sandal..

Bazen bu bize “tabi (Taabi!)olma durumu” farkında olmadan annenin üzerine -yük demeyeceğim ama- böyle bir, 5 kaşık nutella yemiş de suçlulukla haz arası duyulan karmaşık duyguya insanı sevk edebiliyor..

“İçinde” var edip büyüttüğün bir canlının sana olan bağından bahsediyoruz. Kordonla başlayan bağdan.. Sonraki yıllarda azalarak, incelerek süren bağdan..

İşte o bağ “ANNE-likle “BEN-lik” arasındaki havayı, alanı, mesafeyi kapsamaya başlıyorsa, senin içindeki “ÇOCUK” gerçek çocukla rekabete girmeye başlıyor, ona nedensizce öfkeleniyorsa, ben biliyorum ki, BEN çağırıyor beni… şimdi kahve içmeye gidiyorum. Bir doz “BEN” alıp döneceğim…

Aksi halde “Var” olamıyorum, “Yok” oluyorum..

Uzman diliyle: Çocuklar büyüdükçe aslında anne de büyüyor.. Annenin büyümesi ise içindeki çocuğu büyütmekle de yakından ilgili.. Bir bakıma ikisi beraber yol alıyorlar. Annenin “meseleleri” olduğunda ancak bunları fark ettiğinde büyüme bir nebze daha sağlıklı gerçekleşiyor. Ama bazen de her meselemizi görmemize, fark etmemize, halletmemize imkan olmuyor. İşte öyle durumlar annenin “YOK” luğu anlamına gelebiliyor.

İşte tam bu noktada Winnicott’un yeterince “İyi anne” kavramı karşımıza çıkıyor. Yeterince iyi anneliğin ilk adımı çocuğa adaptasyon olarak tanımlanıyor. Ancak bu uyum dünyanın kendisi gibi %100 oranında olmak zorunda değil. Uyum zaten bence o yüzden büyülü bir kelime. Mükemmel ve tam bir ilişki için heba olmak değil annelik.. Yeniye, değişene, sıkıntıya, acıya, iyiye de uyum sağlayabilmek.

Benim mesleki tecrübe ve kazanımlarımdan, gözlemlerimden damıttığım iyi anne;
-Kendi içindeki çocuğu var olduğu dönemdeki yetişkin haliyle barışık tutabilen,
-Hayatı ve anneliği bir “adanma” tarzı olarak görmeyen,
-Çocuğunun gelişimsel ihtiyaçlarına göre -yaşı ne olursa olsun – kimi zaman “bebek” kimi zaman “ergen” bakımı verebilen,
-Bazen “kötü” hissettiğinde bunu “kötü anneyim” üzerinden değil, ilişkilerindeki “hallerine” bakarak yoluna koyabilen kişidir..

Jasmin Lee Cori kitabında aşağıdaki on yüzü tanımlıyor “İyi Anne” için:
-Kaynak olarak anne,
-Bağlanılacak yer olarak anne,
-İlk müdahaleci olarak anne,
-Düzenleyici olarak anne,
-Besleyici olarak anne,
-Ayna olarak anne,
-Destekleyici olarak anne,
-Akıl hocası olarak anne,
-Koruyucu olarak anne,
-Sığınılacak yer olarak anne.

İşte bu yüzden iniyoruz çocukluklara..
Not: Bu yazıda kaynak olarak kullanılan kitap, okuyan us yayınlarından çıkan, “Var’olan Annenin Yokluğu” kitabıdır.

varolananne-kapak-web-200x318

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s