Digital çağın panzehiri: kendini oyalayabilme/yatıştırma

İçindeki oyuncaklarla oynamaları 5 dakika, kutuyla oynamaları 25 dakika sürdü..

İçindeki oyuncaklarla oynamaları 5 dakika, kutuyla oynamaları 25 dakika sürdü..


Eskiden, çoook eskiden, belediye otobüsünde oturduğum için vicdan azabı çekmediğim üniversite-ev arası yolculuklarda pencereden dışarı bakmak diye bir şey vardı. “Pencereden dışarı” baktığımda, çok şey görebilirdim. O şeyleri görürken, çok şey düşünür, çok şey düşünürken de türlü şekillerde kendimle konuşmuş, oyalanmış olurdum.

Belediye otobüsünde pencereden dışarı bakma sükuneti şu an uzak ve geçmişe ait olsa da biliyorum ki pencere kenarları artık çeşitli sosyal medya ve akıllı telefonları hasetle izliyorlar.. Biz ise kendini “oyalaması” için çocuklarımıza bunları veriyoruz.

Ben de veriyorum. Hiç üste çıkıp da “Ben muhteşem bir anneyim, bizim eve de I-pad girmez” demeyeceğim.. Sürekli belgesel izleyip jazz da dinlemiyoruz nitekim. Televizyon da açılıyor, akıllı telefonumda oyun da var. Nitekim bunca dijital yığının içinde var olmak esas sıkıntı..

Ama meselenin şu olduğunu unutmamak için çok çalışıyorum: “Pencereden dışarı bakmayı” sıkıcı bulmaya başlarsa oğlanlar bir gün, işte o zaman bir yerlerde bir hata yapmışım demektir..

Uzman Diliyle:
Kendini oyalamak çocukların doğasında var.
Karıncaları 45 dakika izleyebilir misiniz?
Yorulmaksızın şövalyecilik oynayabilir misiniz peki?
Ya da o ayakkabı kutusunun uzay gemisi, futbol topu, telsiz olabileceğine şaşırır mısınız?

Böylesi bir “oyalanma” potansiyeli olan çocukların günümüzde oyalanmayı cihazlarla gerçekleştirmeleri şaşırtıcı değil.

Bu cihazlarla oyalanmak kötü değil. Başka şeylerle oyalan-a-mamak sıkıntı..

Çünkü oyalandığınızda kendi kendinizi yatıştırabiliyorsunuz demektir. Kendini yatıştırmak ise (öz düzenleme/self-regulation) en önemli hayat becerisidir. Aslında İngilizce’de geçen Self – Regulation sadece kendini yatıştırmak demek değil.

Kendini duruma göre ayarlayabilmek biraz. Mesela esneklik demek. Planların aksi giderse B planına geçebilmek demek.

Günlük hayatta karşılaştığın stresli durumların üstesinden gelebilmek demek. Şeker şurup olmak değil.. Stresin sende yarattığı etkinin farkına varmak ve işte tam da o sırada “kendini yatıştırmak” demek..

Çocuğunuzun kendi kendini yatıştırabilen bir birey olmasını diliyorsanız;
*Sıkılmasına izin verin, sıkılacağı “an” boşlukları bırakın,
*Duygularını, istek ve ihtiyaçlarını söylemesine imkan tanıyın,
*Kızgınlık, hayal kırıklığı, zorlanma, sabırsızlanma gibi durumları sindire sindire – acele etmeden – geçiştirmeden yaşamasını sağlayın..
*Fiziksel hareketlilik ve açık havada olma hazzını mevsimlere veya okula kurban etmeyin..
*Kağıtlar, boyalar, değişik malzemeler, boş kutular, eski artık malzemelerin olduğu bir kutunuz olsun. O kutu onun dünyası olsun..
*Kuklalar, kostümler gibi “hayal” kurmasını teşvik edici oyun malzemelerini odasında bulundurun..

Kendini yatıştırma/oyalama becerisi olmasaydı sizce bilim insanları, sanatçılar olur muydu?

Reklamlar

Bırakabileceğimiz en büyük miras: özgür irade..

Henüz Superman dönemindeyiz Darth Vader'ı keşfetmedik..

Henüz Superman dönemindeyiz Darth Vader’ı keşfetmedik..


Bundan 3-4 ay önceydi..
Can dondurma yemek istiyor, biz de yemekten sonra yiyebileceğini bır bır anlatıyorduk..
Sonra birden buzdolabına yöneldi. İçindeki gücü yeni keşfetmenin inanılmaz şaşkınlığı içinde: “İstersem dolabı açıp alabilirim ama?” dedi…

İşte o an artık büyümenin başka bir evresine geçtik. İlk 5 yılda yaptığınız tüm yatırımı geri almaya başladığınız 5 yaşın büyüleyici hali..

“Evet alabilirsin, tam da şu anda bir karar vermek üzeresin” gibi afilli bir cümle ile o akşam dondurma yemekten sonra yendi. (Hoş bence önce de yenebilir 🙂 )

Bu olayın devamında gelen sonbahar okullar açıldı.. Sınıfında farklı arkadaşlar edinmeye, onları gözlemeye, taklit etmeye başladı. Bir dönem “başka” bir çocuk oldu Can. Hani bizim vermeye çalıştığımız değerleri tutturamadığımız konusunda bizi panik yapan bir haller..

İşte o dönemin hemen ardından “Can” olmayı tekrar tekrar keşfetti. “Ama bunu alabilirim istersem?”, “Eğer sen izin vermezsen sen yokken yapabilirim?”, “İstemezsem yatmam”.. Yani “Heyyy bende bir güç var ki, değişik seçeneklerin tümüne hakimim”…

Öylesin yavrum. Tüm seçeneklere sahipsin.
Ben de sana annen olarak dünya üzerindeki -bildiğim ve bana göre konuşlanmış-milyonlarca doğruyu bir bir öğretemeyeceğime göre, sanırım sana özgür iradenin gücünü ve o özgür iradenin sonsuz gözüken sınırlarında “sorumluluk”, “etik”, “vicdan”, “hak”, “ahlak” kavramlarının gezindiğini öğretmeliyim..

Uzman Diliyle:
Özgür irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser­gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın­da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı­zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle­me neden olan eylemi başlatabilen yetidir. (Kaynak: Wikipedia)

5 yaşındaysanız bu “eylemler” bir dondurma daha yemek, bir çizgi film daha seyretmektir. Annenizin “Kapat artık televizyonuuuuu” diyen sesini duyduğunuzda kapatıp kapatmama kararı alabilmeniz, okul bahçesinde sizi sürekli hırpalayan “arkadaşınız”la ne yapacağınızı karar kara düşünmenizdir.

İşte bir çocuğun özgür iradesinin farkına varması, -sanırım- kıyafetinin içinden Superman kostümü fırlaması gibi bir durum!

Özgür irade öyle veya böyle, erken veya geç keşfedilir. Sizin gün içinde verdiğiniz yüzlerce kararın hemen hemen hepsinde özgür iradeniz varken, çocuklar için özgür iradenin gelişmesi için anne babanın rolü tartışılmaz bir öneme sahiptir. Şöyle ki;

Yasaklar, cezalar, ilgisiz yaptırımlar özgür iradenin gelişimini engeller. Güvenlik, bakım gibi temel konular dışında çocuğunuzla fikir birliğine varma, anlaşma ve uzlaşma sağlayabilme, problem çözme ise bu gelişimi destekler.

Özgür iradenin “etkileri” ve “sonuçları” üzerinde konuşmazsak, konuşacağımız an geç kalmış olabiliriz.

Çocuğunuzun “neyi seçmesi gerektiğine” siz karar veremezsiniz. Zaten verdirtmezler.. Ama, ebeveyn olarak “seçiminin arkasında durması”, “seçiminin sonucunu anlaması” ve “seçmediğinin de ne olduğunu bilmesi” konusunda örnek olabilirsiniz..